11 Temmuz 2018 Çarşamba

Gittim, Gördüm - Copenhagen, Malmo, Aeroskobing, Marstal




Her ay için bir program yapmışım neredeyse..

Şimdi sıra Copenhag’ta..

Bu seyahat gerçekten benim planladığım bir program değildi. Evde oturmuş ablamla konuşuyoruz.. Yine elinde telefon bir şeyler yapıyor.. Haluk’un fotoğrafını görmüş bana gösterdi “Sende hiç akıl yok, takılsana Haluk’un peşine kaç yıllık arkadaşın dünyayı gezdi neredeyse” dedi. Benim ay yok daha neler, onların gezdiği grup var zaten ben nasıl dahil olayımlar ile geçiştirdim. Israr edince pes ettim. Tamam soracağım deyip kapattım.. Başımda bekliyor yaz göreceğim diye.. :)

Yazdım ve iyi ki sormuşum yakın tarihte planladığın biz gezi var mı diye. Yakın değil ama Şubat’ta var istersen gel dedi.. Tarihler program gidilecek şehirler hepsinin detayını hazırlamış..

O zamanlar çalışıyorum biletleri almadan sordum izin kullanabilir miyim diye. O tarihler de yoğunluk olmadığı için de izin kullanımında da sorun olmuyor.

Biletleri aynı uçakla gidelim diye arkadaşların saati ile aynı aldım. Sabiha Gökçen Havalimanı bana uzak.. Hiç riske girmeden erken saatte arabamı park ettim shuttle ile alana geçtim.

Pasaport oyalanma uçağa geçiş süreçlerini atlatıp boarding completed anonsunu duyar duymaz boş 3 kişilik koltuklara attım kendimi. Sabahın köründe uyanıp uzun yol sonrasında dinlenmesin mi bu kız?

Biraz kitap okuyup sonra direkt koltuklara uzanıp uyudum.. 4 saatlik yolda iki saat mışıl mışıl uyumuşum.

Havalimanından çıkmadan tren biletlerimizi kiosklardan alıp şehir merkezine gidiyoruz. Otel yürüme mesafesinde hemen check-inlerimizi yapıp odalara yerleşeceğiz.. Yarım saatlik bi dinlenmeden sonra lobbyde buluşuyoruz diyoruz.
Ekipte bir doktor olunca ve onunla aynı odada kalınca grubun en şanslı kişisi benim diyorum. Hemen çantaları hazırlayıp aşağı iniyoruz. Bu arada kuzey ülkeleri ciddi soğuk oluyormuş. Gerçi Haluk daha da kuzeye gitmişti orası daha soğuk bu ne ki diyor :)

Termal çoraplarım, termal taytım, kayak botlarım ve kayak montum ile çok hazırlıklıyım. Yoldan geldik açız dedik hemen bir burgerci bulup karnımızı doyuruyoruz..

Sonra şehri keşfetmeye devam ediyoruz. Fotoğraf çekmeyi seven arkadaşım şahane evlerin, sokakların, caddetlerin fotoğraflarını çekiyoruz. Kahve molalarımız, içerisinde gerçek kahve ağacı olan Espresso House’de yapılıyor.. O kadar çok sevdim ki cafeyi buluşma yeri olarak orayı seçtik. Hem kolay ulaşılabilecek bir yer hem kahveleri nefis..

Akşam çok geçe kalmadan otel dönüyoruz. Sabah kahvaltıda görüşürüz deyip odalarımıza çekiliyoruz. Bu arada yurtdışında kahvaltı kültürü bizimki gibi değil.. Otelin konaklayanların yorumlarında kahvaltısı için oldukça fazla olumlu yorum vardı. Ne kadar iyi olabilir ki dedim. Sabah gördüm ki çok çok iyiymiş… Zaten İskandinav ülkelerinin ekmekleri ve marmelatları inanılmaz.. (Market alışverişime bu marmelatları da ekledim)

İki gün Copenhag, bir gün Malmö, bir günü de Haluk’un bulduğu adaya ayırdık. Yoğun bir program olunca yorucu olabiliyor ama gördüğüm yerler buna değer dedirtti. Haluk seyahat programlarını çok iyi detaylara ayırıp planlar. İlk defa bir seyahati ben planlamadım. Sadece birkaç gezilip görülecek yeri yazmıştım o notları da evde unutmuşum –ki inanamadılar yazdıklarıma ablamdan fotoğraflarını istedim ama zaten Haluk onları da yazmış listesine :)

Şurayı görün burayı görün diye yazmıyorum Copenhag için şehirde her şey birbirine yakın. Kaybola kaybola keşfedin :)

Malmö – Copenhag arası ister otobüs ile ister tren kullanabiliyorsunuz. Øresund (Öresun) köprüsünü görmek isterseniz otobüs ile gidin derim J Biz gidişte otobüsü tercih edip dönüşü Nyhavn’da güneşi batırmadan fotoğraf çekebilmek için tren ile geri döndük.

Köprü hakkında,

Øresund (Öresun), Danimarka'nın başkenti Kopenhag ile İsveç kenti Malmö'yü birbirine bağlayan müthiş bir mühendislik harikası..

1 Temmuz 2000'de açılan 12 km'lik geçit, ödül almış çift hatlı demir yolu ve 2 gidiş 2 gelişten oluşan 4 şeritli otoyolu barındıran, 8 km'lik köprü ve yapay ada üzerinden geçiş yaptığınız 4 km'lik tünelden oluşuyor.

Baş mimarlığını George K.S. Rotne'nin yaptığı Øresund, Danimarkalı mühendislik firması COWI tarafından tasarlanmış.

Danimarka ve İsveç tarafından ortaklaşa yönetilen geçit, ismini aldığı Øresund Boğazı'nı geçmekte.

12 km'lik Øresund'u kullanabilmek için geçiş ücretini ödüyorsunuz. Tabi yaklaşık 4650 km'lik diğer kara yolu seçeneğini kullanmak istemiyorsanız :)

Köprünün bir kısmını kablo destekli bölüm oluşturuyor, 409 m'lik bu bölümü 204 m uzunluğundaki 2 kule destekliyor. Köprü üst kısmında otoyolu, alt kısmında ise demir yolunu barındıran 2 katlı bir yapıya sahip. Trenle dönüşümüzde fotoğraflarını çekmiştim.

Köprünün kirişler ve dalgakıranlar da dahil olmak üzere büyük bir bölümü karada inşa edilip yüzen vinçlerle yerlerine yerleştirilmişken, kablo destekli bölümün kuleleri doğrudan yerlerinde inşa edilmiş.

Deniz tabanından çıkarılmış materyallerden doldurularak inşa edilmiş insan yapımı ada Paberholm, köprü ve tünelin birbirine bağlandığı bölüm olarak kullanılmakta. Geçidin 4 km'lik tünel bölümü ise karada, çoğunlukta beton kullanarak üretilip, yüzen vinçlerle, deniz tabanında açılmış hendeklere yerleştirilmiştir.

Øresund'u kullanan yolcuların yaklaşık %66'sı bunu Kopenhag ile Malmö arasındaki 35 dakikalık tren seferiyle gerçekleştirmekte. En kolayı ve rahatı tren çünkü.. 30-35 dakikada ülke değiştiriyorsunuz..

Malmö’de,

Görün,

  • Lilla Torg
  • Malmöhus Kalesi
  • Kungsparken
  • Davidshallsbron Köprüsü (Bronz ayakkabılar için)
  • Södergatan Caddesi ve cadde üzerindeki bronz müzisyen heykelleri
  • Stortorget Caddedi (Cafeler ve alışveriş için fazlası ile seçeneğin olduğu yer)

Yemek için seçenek oldukça fazla. İnternette çokça yazılan Pronto Cafe – Cheesecake (açken gelmek daha mantıklı tok olunca bakmakla geçiyorsunuz) biz TGI Fridays’ta seçeneğimiz fazla diye burayı tercih ettik.

Gün ışığı gitmeden Nyhavn’da fotoğraf çekeceğiz telaşı ile tren biletlerimizi alıp bu sefer Øresund'u alt katındaki tren ile geçiyoruz.
Işığı kaçırmadan şahane fotoğraflar çektik. Haluk daha güzellerini çekti ama paylaşmayacakmış öyle dedi..

Fırsattan istifade edip 3-4 poz beni çek dedim kırmadı sağ olsun :)
Hava kararmaya başladığında soğuğa rağmen gelmişken gidelim dediğimiz Christiania bölgesine gidiyoruz. Biraz ürkütücü, biraz sevimli, oldukça değişik bir yaşam alanı. Evet orda yaşayanlar var :)

Yazmadan geçemeyeceğim oraya kadar gitmişken Munchies Copenhagen’e uğramadan dönmeyin. En büyük pişmanlığımdır.  

Diğer arkadaşımız yemek yiyeceği için ayrıldı, sonra gelecek her zaman buluştuğumuz kahve içtiğimiz yerde buluşalım dedik. Biz kahvelerimiz aldık ne kadar yorulduğumuzu oturunca anladık. Dinlendikten sonra otele giderken önünden geçeceğimiz Tivoli Bahçeleri’ne girelim fikri çıktı. Gelmişken tabi ki gidelim dedik :) Kardan adam heykelleri, buz küplerinden labirentler, buz pateni alanı, gölet ve lunapark kışın bile güzelse baharda orayı düşünemiyorum..

Kapanışa yakın çıkıyoruz Tivoli’den otele gidip kendimizi odaya nasıl attık bilmiyorum. Ertesi gün ise kiraladığımız araba ile Aeroskobing’e gideceğiz. Sabah erkenden kahvaltıya iniyoruz.. Nefis İskandinav ekmeklerine frambuaz marmelatları sürdüm yedim vallahi. Sonra meyve tabağımı önüm çektim :D

Otel’den tren garı yürüme mesafesinde. Yine tren ile havalimanına gidiyoruz aracımızı oradan alacağız sonra ki istikamet Svendborg. Şansımıza Golf geldi J 3 yıllık Golf kullanıcısı olarak Haluk’un sorularını cevapladım. Tabi ki Avrupa pazarındaki modeller ile Türkiye pazarındaki modellerde bazı ufak tefek farklılıklar olabiliyor. Onları da çözmek zor olmadı hiç.

Mükemmel köy yollarından geçtik.. Yeşile doydum.. Tam zamanlama ile feribot daha limana yanaşmadan biz varmıştık bile.. Biletlerimizi kontrol edip bizi gemiye aldılar. Park ettik yukarı çıkacağız ama kapılar açılmıyor. Bir buton var basmayı denedi diğer arkadaş ama tereddüt edince ben “amaannn nolcak ki” deyip kuvvetlice bastım bir basınç sesi ile kapı açıldı J yukarı çıktık masalar, koltuklar eski biraz ama camlar komple yere kadar.. Bu çok dikkatimi çekti, giderken denizi çok rahat izleyebilmemiz için yapmışlar.. 1 saat kadar süren yolculukla gemi yanaşıyor bizde arabamızı limandaki marketin otoparkına çekiyoruz. Ada küçücük 3 saatte dolaşarak bitirirsin :)

Evlerin arasında sokaklarda kaybola kaybola bol bol fotoğraf çekiyoruz. Sonra Haluk “birde deniz kenarında küçük kulübelerin olduğu yer var, oraya da gidelim sonra Marstal kasabasına gideriz” diyor. Arabaya binip küçük kulübelerin olduğu yere gidiyoruz. Rengarenk minik minik kulübeler. Hepsinde olmasa bile bazılarında insanlar oturup çay kahve içiyor. Sanırım yazın çok daha güzel olur..

Oradan Marstal’a geçiyoruz. Evler resmen tarihi.. Kocaman dik çatıları, küçük pencereler ve panjurları ile çizgi filmlerdeki evlere benziyorlar.

Bir restauranta oturup bir şeyler atıştıralım dedi ekiptekiler. Ben biraz oturdum sonra gezeyim 5-6 fotoğraf daha çekerim dedim.

Çoğu hediyelik eşya dükkanı da kapalıydı. Yazın daha hareketli olduğu muhakkak..

Feribot dönüş saati yaklaşınca limana gidiyoruz. İstikamet önce havalimanı sonra otel.. Bu arada havalimanına yakın benzin istasyonu var oradan yakıt alıp depoyu dolu veriyorsun. Pompanın başında tabi ki ben varım :D Haluk ödeme kısmında..

Otele gelip bavulları topluyoruz son gün alınacakları alıp eve dönüşe geçeceğiz. Biz Dr. İle erken kalkıp kahvaltıyı yayıla yayıla yapalım dedik ama Haluk bizden önce inmiş J Ekmekleri ve marmelatların keyfini sürdük.. Şimdi eve götüreceklerimizi tamamlamaya sıra geldi. Fırından ekmek aldım çeşit çeşit.. İyi ki yanıma bez çanta almışım onları bez çantaya koyup eve öyle götürdüm. Marmelatları ve Derin’in oyuncakları güzelce kazaklarıma sarıp bavula yerleştirdim.

Check-in yapmadığımız için oldukça kalabalık olan sırayı beklemeye başlıyoruz. Sıra beklerken Konya’ya direkt uçuş olduğunu öğreniyoruz meğerse Danimarka’da çok Türk ve Konya’lı yaşıyormuş.

Sorunsuz check-in yapıp bavullarımızı veriyoruz.. THY’nin bagaj kg. konusunda bu kadar hassas davrandığını bilmiyordum. Görevli kadın tek tek tüm bagajları tarttı.

Biz pasaport kontrolünden geçiş yapıp dağılıyoruz.. Free shop alışverişlerinde direkt çikolata bölümüne gittim elbette. Çeşit çeşit çikolataların olduğu devasa bir bölüm var. Babamın da seveceği çikolatalardan 2-3 paket alıp eniştemi de unutmadan uçağa yürüyorum.. O uzun check-in sırası uçak kapısında da var. Biraz gecikme olacağı kesin ama zaten İstanbul’a inince arabaya atlayıp eve gideceğiz. Sorun etmiyoruz eğlenerek geldik eğlenerek dönüyoruz..

Bir sonraki seyahatin İzlanda olduğunu duyuyorum Haluk’tan.. Teyid için tekrar soruyorum kem küm ediyor.. “Beni almadan Blue Lagoon’a gidemezsin seni öldürürüm” diyorum :D

Çattık der gibi bakıyor ama bana kıyamaz bence :) o kadar yaprak sarma sözü verdim.

İlk fırsatta buluşmayı yapıyoruz dedik ayrılırken…

(Bu yazıyı geç yazdım yine diğer yazıları yazdığım gibi. 1 Mayıs resmi tatili fırsat bilip buluşup zeytinyağlı yaprak sarmalarını verdim. Hatta 29-30 Nisan’da Kavala – Dedeağaç yapıp dönerken (yine ayrı bir yazı olacak gerçi artık memleketim sayılır yazmasam mı?) Doktor’cuğumun en sevdiği Mythos biralarını da aldım.. Ona da ayrı bir yaprak sarma paketi yapıp teslim ettim.)

Instagram'da gözün gönlüm açılsın güzel fotograflar göreyim derseniz takip edebilirsiniz --> @Halukkarahan









Umut her yerde.. 



Burada kızlar teklif ediyormuş.. 












Aeroskobing












Malmö









Hep karşıma ayı çıkıyor..

Marstal



Tivoli Bahçeleri